Hümik Maddelerin İlaç Olarak Kullanımı











Yudina et al. (Antiulcerogenic activity of phenol compounds of peat, Chem Plant Mater, 1998, 4:29–32) çalışmasında hümifikasyon sürecinin turba ekstraktlarının anti-ülserojenik ve anti-radikal aktivite gibi farmakolojik özelliklerini değiştirmeye neden olduğunu tespit etmiştir. Lotosh (Experimental bases and prospects for the use of humic acid preparations from peat in medicine, Nauchnye Dokl Vyss Shkoly Biol Nauki, 1991, (10):99–103) turba humatlarının anti-toksin olmasını onların karakteristik özelliklerine bağlamıştır. Schepetkin et al. (Medical Drugs from Humus Matter: Focus on Mumie, Drug Development Research, (2002) 57:140–159) turba humatlarının farmakolojik özelliklerinin Torfot (Rusya) ve Tolpa Peat Preparation (TPP) (Polonya) patentli ilaçları ile kullanıldığını bildirmiştir. Bu preperatların kimyasal özellikleri standart hale getirilmiş ve biyolojik sistemlerde sistemik olarak uygulanmıştır.

Kesif toprak kokulu steril bir siyah sıvı olan Torfot (humik asit tuzu) özel bir turba yatağından distile edilerek üretilmektedir. Bushmich et al. (Curative effect of subconjunctival injections of various doses of Torfot in corneal opacities. Oftalmol Zh, 1972, 27:103–107) humik asitlerin oftalmolojide deri altı ve subkonjonktival enjeksiyonu şeklinde retinadaki keratitis, koryoretinit, vaskular ve dejeneratif proseslere tatbik etmiştir. Dunaev et al. (Application of biostimulator from peat in stomatology, Med Consult, 1996, (3):22–25) anti-bakteriyel ve anti-inflammatuar etkiye sahip olması, kan sirkülasyonunu ve doku rejenerasyonunu sağlaması gibi humik asitlerin özelliklerini stomatolojideki uygulamalarının bir sonucu olarak bulmuştur. Strelis et al. (the dynamics of the data on the hemogram and blood biochemical indices in pulmonary tuberculosis patients undergoing peloid therapy, Vopr Kurortol Fizioter Lech Fiz Kult, 1991, (3):22–25) humik asitleri kronik iltihaplı hastalıkların ve akciğer tüberkülozunun karmaşık tedavisinde uygulamıştır.

İlk olarak, Profesör Stanislaw Tolpa (1901–1996) tarafından laboratuarında geliştirilen ve Polonya’da ekolojik olarak temiz bölgelerdeki seçilmiş turba depozitlerinden elde edilen Turba Peat Preparation (TPP) halen Torf Co.’da üretilmektedir. TPP birincil bağlı şekerler, amino asitler, üronik ve humik asitler gibi organik maddeler ile mineral tuzlar içermektedir. Tablet ve jelleri bulunan TPP, Polonya’da tescilli ilaç olarak tıbbi alanda kullanımdadır. Juszkiewicz (Studies of the embryotoxic and teratogenic effects of Tolpa peat preparation, 1993, Acta Pol Pharm 50:383–388) humik asitlerin hamster ve tavşan uygulamalarında günlük 5–50 mg/kg dozda herhangi bir embriyo-toksin ve teratojenik etkisinin olmadığını gözlemiştir. Koziorowska et al. (Evaluation of mutagenic and genotoxic properties of TPP. Acta Pol Pharm, 1993, 50:379–382) yaptığı çalışmasında humik asitlerin geno-toksin ve mutajenik etkilerinin olmadığını bulmuştur. Maslinski et al. ise (Investigations of allergenic properties of Tolpa peat Preparation, Acta Pol Pharm, 1993, 50:469–474) humik asitlerin fare ve domuzlarda alerjik duyarlılığı uyarmadığını ve desteklemediğini tespit etmiştir. Inglot et al. (Tolpa peat preparation (TPP) induces interferon and tumor necrosis factor production in human peripheral blood leukocytes. Arch ImmTher Exp, 1993, 41:73–80) humik asitlerin insan periferal kan lökositleri için hücre zehirlenme (CD50) değerinin 1–9 mg/ml (in vitro test) olduğunu bulmuştur. Yine Inglot et al. aynı çalışmada humik asitlerin 10–100 mg/ml dozda interferon-α ve TNF-α üretimini desteklediğini göstermiştir. Ayrıca, Inglot et al. göre, humik asitler insan periferal kan lökositlerinin kültürlerinde bir interferon-α ve -β ile TNF- α uyarıcısıdır. Lökosit kültürlerinde sitokin cevabı için optimum humik asit konsantrasyonu 10–100 mg/ml’dir. Obminska-Domoradzka et al. (The effect of Tolpa peat preparation on the phagocytic and metabolic activity of neutrophils in normothermic rabbits and those with pyrogen-induced fever. Acta Pol Pharm, 1993, 50:389–392) fare vücut sıvılarından ileri gelen (humoral cevabı üzerinde) humik asitlerin destekleyici etkisi üzerine yaptıkları çalışmalarında (4 gün boyunca günde bir karın zarı içine -i.p.- enjeksiyon) uygun dozu 0.5–10 mg/kg olarak bulmuşlardır. Buna mukabil önleyici etki 100–250 mg/kg dozda olmuştur. E-rozet yapan splenosit yüzdesi üzerinde humik asitlerin etkisi doza bağlı olmuştur. Fakat bu durumda dozlar 2.5–25 mg/kg olarak gözlenmiştir. Obminska-Domoradzka et al. yaptıkları çalışmaya göre, humik asitlerin tavşanlarda damara (i.v.) 5 mg/kg dozu fagositize edici hücrelerinin yüzdesini ve nötrafillerin fagositlik aktivitesini arttırmıştır. Obminska-Domoradzka et al., ayrıca, humik asitlerin tek bir kez 50 mg/kg olarak tavşanlara lipopolisakkaritlerle verilmesinin endotoksin -bakteri bileşeni- şok sendromunu engellediğini göstermişlerdir. Skopinska-Rozewska et al. (The effect of Tolpa peat preparation (TPP) on human mononuclear leukocyte-induced angiogenesis, 1993, Herba Pol, 34:41–51) humik asitlerin koroner yetmezliği olan hastalarda insan mononükleer lökositlerinin kabiliyetlerini arttırdığını ve romatoid artiritik hastalarında limfositlerin yüksek aktivitesini düşürdüğünü kaydetmişlerdir. Ayrıca, Skopinska -Rozewska et al. 100 pg/ml konsantrasyondaki humik asitlerle romatoid arteritli hastalarda mononükleer lökositlerinin kültürlerindeki interlökin–1 salınımının baskılandığını ortaya koymuşlardır. Piotrowska et al. (The research on ant oxidative properties of Tolpa Peat Preparation and its fractions. Acta Pol Pharm, 2000, 57:127–129) humik asitlerin ve onun fraksiyonlarının insan plasentasındaki mitokondride lipid peroksidasyonu baskıladığını tespit etmişlerdir.

Ioshchenko et al. (Metabolic shifts in the modelling of pancreatitis and its experimental therapy with applications of sapropel. Vopr Kurortol Fizioter Lech Fiz Kult, 1991, (4):45–48) sapropel kaynaklı humik maddeler üzerinde yaptıkları çalışmada hepatitli tavşanlarda hepatik fonksiyonunu düzeltme kabiliyetlerinde değişiklik arz ettiğini gözlemlemişler ve pankratitisin deneysel terapisi boyunca olumlu etki sağlamışlardır. Krylov et al. (The correction of disorders in the exocrine function of the liver by using sapropel lipids in tetrachloromethane poisoning (experimental research). Vopr Kurortol Fizioter Lech Fiz Kult, 1990 (3):41–44) sapropel kaynaklı humik maddelerin restore edici etkisinin adaptojenik ve antioksidan etkileri nedeni ile olduğunu bulmuşlardır. Günümüzde deniz çamurlarından üretilen Peloidodistillate, Humisol ve Peloidin hastalıklara tıbbi çözümler getirmektedir.

Peloidodistillate Kafkasya’daki Tambukan Gölü’nden elde edilen sapropelin distilasyonu ile üretilmektedir. “Vitapeloid” ismi ile üretilen bu ilacın terapatik etkisi yapısında bulunan humik asitler (polifenol-karboksilik asitler), aminler, vitaminler ve mikroelementlerle sağlanmaktadır. Bu ilaç organizmadaki metabolik işlemleri uyarmakta, yenilenme kabiliyetini hızlandırmakta, organizmaya zarar veren faktörlere karşı mukavemeti arttırmakta ve bağışıklığı aktif hale getirmektedir. İlaç alerjik, teratojenik ve karsinojenik özellikler göstermemektedir. Degtiarenko et al. (Primary screening of the immunopharmacologic activity of Filatov tissue therapy preparations, Oftalmol Zh, 1989, 1:34–39) bu ilacın kornea ve retinanın dejeneratif süreçleri ile optikal sinir atrofisinin (bağdokusunun hacim ve sayı bakımından azalmalarının) ilk oluşumlarını tedavi etmek için oftalmolojide kullanıldığını ortaya koymuşlardır. Ayrıca, bu ilaç radikulitis (sinir kökü ağrısı) ve nevraljiye (sinir hastalıklarına) karşı da tavsiye edilmiştir.

Humisol (Tallinn, Estonia), Haapsalu (Baltık Denizi) östarin çamurundan elde edilen %0.9 NaCl çözeltisi içindeki %0.01 humik asit fraksiyonudur. Humisol kronik radikulitis, sinir ağı iltihabı, nevralji, romatizma, eklem rahatsızlıkları, kronik kulak zarı hastalığı, burun sinüsü, burun iltihabı ve bağışıklığı uyarmak için diğer hastalıklarda kas içine (i.m.) uygulanan bir ilaçtır. Adjuvan (diğer ilaçlara ait etkilerin ortaya çıkmasında yardımcı madde) ilaç olarak Humisol ile tedavi olan hastalar için Salmonella cinsi bakterilerin sebep olduğu enfeksiyon meselesi oldukça meşhurdur. Vereshchagin ve Golosnoi (The treatment of salmonellosis in children. Antibiot Khimioter, 1994, 39:49–51) bu konuda geri kazanım için gerekli sürenin oldukça kısa olduğunu ve bağışıklık indislerinin daha erken normal hale geldiğini tespit etmişlerdir. Siklofosfana maruz kalan T-limfositlerinin kan kültürlerinde Humisol’ün anti-mutajenik etkisi Sevostianova (The antimutagenic effect of humizol in cultures of blood T-lymphocytes exposed to cyclophosphane, Vopr Kurortol Fizioter Lech Fiz Kult), 1998, (6):46–47) tarafından keşfedilmiştir.

Peloidin, Odesa (Karadeniz) östarin sapropelinden elde edilen özel bir çeşit çamur çözeltisinin filtre ürünüdür. Komarova et al. (The combined use of sinusoidal modulated currents, mud preparations and phytotherapy in peptic ulcer, Vopr Kurortol Fizioter Lech Fiz Kult, 1991 (4):27–30) peloidin ağızdan alımının ve elektroforezinin mide ile onikiparmak bağırsağına ait mukoza yaralarında faydalı olduğunu göstermiştir. Kuberger ve Kalmanovskaia (On the problem of the treatment of diseases of the gallbladder and biliary tract in children with Peloidin and electrophoresis, Sov Med, 1966, 29:91–93) ise safra taşı hastalıklarında ve biliyer (safra) bölgede etkilerini ortaya koymuşlardır.

Shmakova et al. (The use of the vacuum phonophoresis of Peloidin on patients with the neurological syndromes of lumbar osteochondrosis, Vopr Kurortol Fizioter Lech Fiz Kult, 1990 (4):30–33) peloidin fonoforezin (iğne batırmak yerine küt uçlu bir titreştirici uygulanması) lumbar osteochondrosis (kemik hastalığı)’in tüm safhalarında patojenik şartlar için tedavide değerli olduğunu ispatlamışlardır. Ayrıca, Riabtseva et al. (1975) bu ilacın genital sistemlerin iltihaplı süreçlerini yaşayan hastaları tedavi etmede uygun olduğunu belirtmişlerdir. Fonoforezli Peloidin’in ve i.m. enjeksiyonlu Humisol’ün selülar bağışıklık indislerinin bariz bir şekilde artışına ve akciğer tüberkülozu olan hastalarda kalp-damar fonksiyonları ile biyokimyasal parametrelerde pozitif bir eğilime neden olduğu Strelis et al. (The effect of pelotherapy on the indices of T- and B-system immunity in patients with infiltrative pulmonary tuberculosis, Vrach Delo, 1991 (11):98–101) tarafından gösterilmiştir.

Bir humik madde kaynağı olan “mumie” geleneksel olarak Asya herbal tıbbında hem içten hem de dıştan yaralara, kemik kırıklarına, çıkıklara, deri hastalıklarına, periferal sinir sistemi hastalıklarına (nevralji, radikulitis) yatıştırıcı ve anti-inflammatuar ajanı olarak kullanılmıştır. Yunan hekimler mumieyi artritiste, iltihaplı hastalıklarda ve zehirlenmelerde ‘antidot’ olarak kullanmıştır. İbn-i Sina, el-Kanun fi’t-Tıb (Tıbbın Kanunu) adlı eserinde mumienin tümörleri ve sivilceleri bertaraf etme kabiliyetine sahip olduğunu yazmıştır. “Dağın mumu” ismi verilen mumienin oral alımı ve topikal uygulaması kırık-çıkık ağrıları, yaralar ve yüz sinir paralizenin (felcinin) mükemmel çaresidir. Mumienin migrende, baş dönmesinde, kulak hastalıklarında, difteride, ateşli hastalıklarda, mide-bağırsak-üriner sistem hastalıklarında, yılan ve akrep ısırıkları vakıalarında kullanıldığını Rasulov (Mumie as the medicinal means of Tibetan medicine, Med J Uzbek, 1964, (8):80–84) bildirmiştir. Khakimov (Mumie as a kind of natural resources and its signs, Tashkent, PhD Thesis, 1974) mumienin Rus ve Ayurveda tıbbında gençleştirici (rejuvenatör) olarak kullanıldığını aktarmıştır. Anisimov (Application of Mumie in therapeutic practice, Kazan Med J, 1982, 63:65–68) mumienin genitoüriner hastalıklar, diyabet, sarılık, obezite, büyümüş dalak, sindirim sistemi bozuklukları, sara, sinir sistemi hastalıkları, fil hastalığı, tüberküloz, kronik bronşit, astım, kansızlık, âdet bozuklukları, egzama, cüzam, iştahsızlık, kemik kırılmaları ve osteoporoz vakıalarında reçeteye yazıldığını ifade etmiştir. Mumie afrodizyak, antiseptik, diüretik ve taş eritici olarak da kullanılmaktadır. Mumie bu hastalıkların tedavisinde tek başına kullanıldığı gibi, herbal ot ekstrakları ile birlikte de kullanılabilmektedir.

Ham mumie ekstraktını işleyen farklı firmalar bu preparatın uygulanmasına yönelik değişik tavsiyelerde bulunmaktadırlar. Best Nutrition Product’s (ABD) yoğun iş stresi altındaki yetişkinler için tavsiyesi 0.2 gr mumie ekstraktıdır (25–30 gün boyunca günde 2–3 kez). Rus doktorların yaşlarına bağlı olarak çocuk tedavilerinde mumienin uygulanma tavsiyesi; 3 aylık bebekten 1 yaşına kadar 0.01–0.02 gr/gün, 1 ila 5 yaş için 0.03–0.04 gr/gün ve 5 ila 9 yaş için 0.1 gr/gündür.

Humik madde menşei olan mumienin geleneksel halk tıbbında başarılı bir şekilde uygulanması araştırmacıları bu çok kapsamlı doğal maddenin tedavi edici özelliklerine ve kimyasal içeriğine dikkat kesilmeğe odaklamıştır.

Almatov ve Akhmerov (Mumie effect on oxidative phosphorylation and enzymes of mitochondrial respiratory chain of rat liver, small and large intestine. Transact Tashkent Med Inst, 1977, 7:11–14) humik maddelerin (0.2–0.8 mg/ml) mitokondriyal solunumu aktive ettiğini, fakat mitokondride sukkinat-oksidaz ve NADH-oksidaz aktivitesini baskıladığını bildirmişlerdir. humik maddelerin uyarıcı etkisinin Ca2+ transportunun aktivasyonu ile neden olduğu farz edilmektedir. Humik maddelerin tavşanların ön kortekste (beynin karar alma merkezinde) ve striatumunda süperoksit dismutaz, katalaz ve glutation peroksit aktivitelerindeki doza bağlı artışı tetiklediğini Ghosal et al. (Effects of Shilajit and its active constituents on learning and memory in rats, Phytother Res, 1993, 7:29–34) tespit etmiştir. Ayrıca, Ghosal (Interaction of Shilajit with free radicals, Ind J Chem, 1995, 34B:596–602) humik ekstraktının etkili biçimde hidroksil, NO· ve SO· radikallerini tuttuğunu ve askorbik asitin yenilenme kabiliyetini sağladığını ortaya koymuştur. Humik maddeler, doza bağlı olarak, kumin hidroperoksit ve ADP/Fe2+ kompleksi ile uyarılarak lipid peroksidasyonunun bir inhibitörüdür. Tripathi et al. (Antilipid peroxidative property of Shilajit. Phytother Res, 1996, 10:269–270) mumie kaynaklı humik maddelerin redükte glutationun oksidasyon hızını enkübasyon sistemine ilavesinden sonra hemen düşürdüğünü bildirmiştir. Wang et al. (1996) humik ekstraktının anti-radikal özelliklerini dibenzo-a-pironların ve fulvik asitin varlığına atfetmişlerdir.

Humik maddelerin her yerde rastlanabilecek değişik mikrop türlerine (staphylococci, streptococci, koli form bakteri, enterococci, proteus) karşı anti-mikrobiyal aktivite sergilediğini Shakirov’un (A comparative evaluation of antibacterial properties of Mumie and penicilin, Antibiotiki, 1969, 12:248–251) yaptığı çalışma ile anlaşılmıştır. Muratova ve Shakirov (Clinical treatment of suppurative wounds with Mumie. Surgery (Moscow), 1968, 44:122–124) kanamalı yaraların tedavisinde uygulandığını belirtmişlerdir.

Humik maddelerin bakterisidal aktivitesi van Rensburg et al. (An in vitro investigation of the antimicrobial activity of oxifulvic acid, J Antimicrob Chemother, 2000, 46:853) tarafından çalışılmıştır. Kazakistan Tüberküloz Enstitüsü’nde gerçekleştirilen klinik çalışmalar göstermiştir ki akciğer tüberkülozu olan 300 hastanın tedavisinde humik madde içeren ‘‘Olepet’’ isimli ilacın geleneksel kemoterapi ilaçları ile kıyaslamasında iyileşme periyodu üç-dört kez daha kısalmıştır.
Humik madde ekstrakları ile anabolik etkiye ulaşmak için sporcularda kısa dönem periyotları (0.3–0.6 g/gün, 10–12 gün) için kullanılmıştır. Bu periyotlar 15–20 gün aralıktan sonra 3–4 kez tekrarlanmıştır. Sonuçta, değişik organlar ile dokulardaki moleküler seviyeleri ve hücre üzerinde anabolik süreçlerin aktivasyonunu humik maddelerin etkilediği Gupta et al. (Effect of Gurmar and Shilajit on body weight of young rat, Indian J Physiol Pharmacol, 1966, 9:87–92) tarafından yapılan çalışma ile tespit edilmiştir. Shvetskii ve Vorobeva (Effect of the nonspecific biogenic stimulators Pentoxyl and Mumie on metabolic processes, Vopr Med Khim,1978, 24:102–108) tarafından yapılan deneysel araştırmalar humik maddelerin (10 gün boyunca, günlük, 0.5 g/kg doz) protein ve nükleik asit sentezlerini hızlandırdığını, karaciğerde enerji sağlayan reaksiyonları uyardığı ve kalsiyum, fosfor ile magnezyumun kas ve kemikler içine naklini kolaylaştırdığını göstermiştir. Anabolik özellikler üzerine yapılan çalışmalar kapsamında humik madde kullanımının Rus birliklerinin ve sporcularının güçlerini arttırmalarının yanı sıra, kas kütlesini ve mukavemetini de çoğalttığı gözlenmiştir.

Humik maddelerin çeşitli stres yapıcılara karşı insan psikolojik sistemini koruyan adaptojenik ajanlar olduğunu Bose ve Gupta (Effect of CNS active herbal drugs on swim test in mice, Indian J Pharm, 1999, 31:75) tespit etmişlerdir. Dubey et al. (Antistress properties of an indigenous compound and its significance in the management of psychosomatic disorders; Asian Med J; 1984; 11:723–727) birçok maddeden terkip edilmiş ilaçlarda humik maddelerin kullanıldığını ifade etmişlerdir.

Foigelman (The experience of Mumie application in the complex treatment of burn patients, Samarkand, PhD Thesis, 1972) humik maddelerin yanık tedavisinde ve Vaishwanar et al. ise (Effect of two Ayurvedic drugs Shilajit and Eclinol on changes in liver and serum lipids produced by carbon tetrachloride, Indian J Exp Biol, 1976, 14:57–58) CCl4 verilmesinden sonra karaciğerin yenilenmesinde oldukça etkili olduğunu bildirmiştir. Anisimov ve Shakirzyanova (Application of Mumie in therapeutic practice, Kazan Med J, 1982, 63:65–68) yanık oluştuktan sonra, humik maddelerin uygulanmasının ağrıyı azalttığını, iltihaplanmanın kaybolduğunu ve kabuk oluşum, çürüyen dokudan ortaya çıkan yaranın temizlenme, granülasyonun görünme ve erken epitelizasyon süresinin azaldığını tespit etmişlerdir. Psakhis ve Aizenberg (The use of Mumie for treatment of postoperative trepanized cavities of the middle ear, J Ear Nose Throat Dis, 1976, (5):57–61) humik maddeleri (0.6 g/gün dozda, 10 gün kullanım + bir hafta boşluk + 10 gün kullanım) kronik kulak iltihabı ameliyatından sonra uygulamışlar ve timpanın (kulak zarının) trepanasyon kavitesini (kemik boşluğunu) çok hızlı iyileştirdiğini tespit etmişlerdir.

Kemik yenilenmesinde humik maddelerin uyarıcı etkisinin olumlu rol oynaması muhtemeldir. Perederko et al. (The organization of medical rehabilitation of patients, operated apropos of vertebral-cerebrospinal injury, Second Congress of Neurosurgeons of Ukraine Odessa, 1998, 3:Abstract 6) Ukraynalı doktorların humik maddeleri omurga-belkemiği ameliyatlarından sonra hastaların rehabilitasyonu için kullandıklarını bildirmiştir.

Humik maddelerin önemli faydalı bir etkisini (humik maddenin %5 sulu çözeltisi ile 1 hafta boyunca günlük), bademcik ameliyatından sonraki iyileştirme süresince uygulanması olarak, Gordievskii ve Barulina (Application of Mumie asil after tonsillectomy, Zdrav Kazakhstan, 1974, (6):62–63) tespit etmişlerdir.

Ismailova (On the question of Mumie dosage and special features of bone fractures healing with its application, Med J Uzbek, 1965, (9):69–70) tavşanlarda kemik kırılmaları üzerine yaptığı çalışmasında humik maddelerin (0.1 g/kg) günlük verilmesi ile birincil kallus oluşumunun %20–25 oranında hızlanmasına neden olduğunu gözlemlemiştir. Shakirov (Uptake of radioactive 32P on the focus of bone fracture with Mumie treatment. Med J Uzbek, 1965, (10):30–33) humik maddelerin kırıklar üzerinde aynı dozda [32P] alımının 3–3.5 kez daha fazla artışına sebep olduğunu ifade etmiştir. Tkachenko et al. (Reparative regeneration of the bone tissue under the effect of Mumie asyl. Ortop Traum Protez, 1979, 40:49–52) verilerine göre, kırılmalardan sonra domuzlarda kemiğin yenilenmesine ve ameliyattan sonra iyileşme süresine humik maddelerin etkisi, verilecek preparatın dozuna bağlı olarak farklılık arz etmiştir. Kemiğin yenilenme süresinde maksimum azalma humik maddelerin günlük olarak bir hafta boyunca ameliyattan hemen sonra 0.3 g/kg dozda uygulanması ile elde edilmiştir. Bu şartlarda kemiksi oluşumu ve kemiğin mineralleşmesi süreleri humik madde uygulaması ile üçte iki kısalmıştır. humik maddelerin 2–3 hafta bu dozlarda ameliyattan sonra verilmesi kemiksi mineralleşme süresini 7 kat azaltmıştır. Kelginbaev et al. (Treatment of long tubular bone fractures with Mumie asil preparations in experiments and clinical conditions. Exp Surg Anesthes, 1973, 18:31–35) humik maddelerin çocuklarda kırıklardan sonra uygulanmasının kemik yenilenmesinde oldukça meşhur bir etkiye sahip olduğunu rapor etmiştir. Aynı etkiyi Suleimanov (Effects of Mumie on bone regeneration in patients subjected to surgery for osteoarticular tuberculosis, Ortop Travm Protez, 1972, 33:64–66) osteoartiküler –kemik eklem– tüberküloz cerrahisine maruz kalan hastalar için rapor etmiştir.

Habilov (The complex treatment of paradontosis patients with application of Mumie asil, Tashkent, 1971, PhD Thesis) humik maddelerin insanlardaki paradontosis (dişi saran dokunun iltihabı) tedavisinde oldukça etkili olduğunu bildirmiştir. Soliev (The treatment of deforming osteoarthrosis by non-specific bio-stimulator Mumie, Med J Uzbek, 1983, (8):19–21) benzer etkiyi eklem hastalığı, romatizma, ankilozan spondilit (omurga ve leğen kemiğindeki eklemleri tutan, özellikle bel bölgesinde hareket kısıtlılığı yapan, kronik bir romatizmal hastalıktır) ve boyun eklem iltihabı önleyici olarak rapor etmiştir. Geleneksel tıp ve klinikte humic asitler (0.3 g/gün, 20–25 gün boyunca) mide ülserini tedavi etmede kullanılmaktadır. humik asitlerin anti-ülserojenik aktivitesi onların anti-histamin ve anti-serotonin etkileri ile belirlenmektedir. Bu aktiviteyi deneylerle Kozlovskaya (Application of Caucasian Mumie in the treatment for experimental ulcers of gastric and duodenum. Vrach Delo, 1971, (4):23–25) teyit etmiştir. Tazhimametov et al. (Effect of Mumie on the healing of suppurative wounds, 1987, Clin Surg (1):51–52) yaptıkları çalışmaya göre, bakteriyo-statik ve anti-inflammatuar etkisi sebebi ile humik asitler nekrotik dokulardaki yaraların temizlenme sürecini, granülasyonu ve epitelizasyonu kolaylaştırıp yara iyileşme periyodunu kısaltmaktadır.

Agzamov et al. (Mumie as a pathogenetic agent in the treatment of tuberculosis. Probl Tuberk, 1988, 7:49–52) yaptıkları çalışmada humik maddelerin kortikal timüs tabakası limfositlerinin proliferasyonuna ve lenf bezi ile dalağın timüs bağımlı bölgeleri içine yoğun göçüne neden olduğunu tespit etmişlerdir. Bu çalışmada humik maddelerin tüberkülozlu dokularındaki epitelsi diş kökünde makrofaj hücre göçünü aktive ettiği de ifade edilmiştir. Spesifik epitel hücresel diş kökü, humik madde uygulamasından sonra makrofajlı olanlara dönüştürülmüştür. Agzamov et al., ayrıca, humik madde ile yapılan tedavinin iltihap fokusu ve periferisindeki kapilarilerin yenilenmesinin ilerletildiğini, nekrotik yara ve akıntıların durdurulmasının arttığını ve iltihaplı ortama anti-bakteriyel ilaçların nüfuzunu hızlandırıldığını gözlemlemişlerdir. Fare karın zarı makrofajlarındaki sitokinleri serbest hale getirmesi ve fogasitozu aktive etmesi humik maddelerin başka önemli özelliklerinden olduğunu Ghosal (Chemistry of Shilajit, an immunomodulatory Ayurvedic rasayan. Pure Appl Chem, 1990, 62:1285–1288) bildirmiştir. Gamma-ışınlarına (180–220 r/min, doz 600 r) maruz kalındıktan sonra humik maddelerin 0.5 g/kg dozda 20 gün boyunca alınması akut radyasyon hastalığında limfopoitik eritropoizisi uyarmıştır. Rogozkin ve Tukhtaev (Effect of Mumie preparation on lymphopoiesis in acute radiation sickness. Bull Exp Biol Med,1968, 65:110–111) bu durumu peripheral kan, kemik iliği ve dalaktaki limfositlerin sayısını oldukça hızlı restore ettiğini bildirmişlerdir. Anisimov ve Shakirzyanova (Application of Mumie in therapeutic practice, Kazan Med J, 1982, 63:65–68) humik madde kullanımı ile (0.2 g/gün) egzama ve sedef hastalıklarının tedavisinde pozitif sonuçlar almışlardır.

Hindistan tıbbında humik madde, hafıza kaybı (amnesia) gibi beyinsel fonksiyon açıklıklarını azaltmada kullanılmıştır. Bu çözümün öğrenme ve hafızada ilerleme kaydettiği görülmüştür (Bhattacharya SK, Ghosal S. 1992. Effects of Shilajit on rat brain monoamines. Phytother Res 6:1163–1164). Humik maddenin ağızdan verilmesi (7 gün, 0.04 g/kg dozda) orta bölme ve çapraz bandın dikey bölümünü içeren  bazal ön beyin çekirdeklerine sınırlı asetilkolinesteraz aktivitesini azaltmıştır (Schliebs et al. 1997. System administration of defined extracts from Withania somnifera (Indian ginseng) and Shilajit differentially affects cholinergic but not glutamatergic and gabanergic markers in rat brain. Neurochem Int 30:181–190). Humik madde morfine karşı analjezik toleransın olası bir inhibitörü olarak kabul edildi (Tiwari et al. 2001. Effects of Shilajit on the development of tolerance to morphine in mice. Phytother Res 15:177–179). Humik madde ile yapılan tedavi sonucunda aminobütirik asit (GABA) ve benzodiazepin reseptör bağlanmasını, kortikal veya subkortikal bölgelerde NMDA ve AMPA glutamat reseptör alt tiplerini etkilememiştir, ama muskarinik asetilkolin M2 reseptörünü artmıştır (Schliebs et al. 1997.a.g.e.).

Transina (hint ginsengi, tinospara cordifolia, eclipta alba, reyhan, picrorrhiza kurroa ve humik madde içeren Ayurveda bitkisel formülü) kolinerjik fonksiyonunun ters olması söz konusu olan sıçanların subkronik tedavisinden sonra (21 gün boyunca 0.2–0.5 gr/kg/günde) önemli nootropik (zeka arttırıcı) etki sağlamıştır (Bhattacharya SK, Kumar A. 1997. Effect of Trasina, an ayurvedic herbal formulation, on experimental models of Alzheimer’s disease and central cholinergic markers in rats. J Altern Complement Med 3:327–336). Humik madde ekstraktı radikulitis, sinir ağı iltihabı ve değişik nevraljilerin tedavilerinde etkili bir ilaç olarak tavsiye edilmektedir (Anisimov VE, Shakirzyanova RM. 1982. Application of Mumie in therapeutic practice. Kazan Med J 63:65–68). Trigeminal sinir nevralaji tedavisinde 10–12 kez elektroforez uygulaması ile %2 lidokain ve %4 humik madde ile kombine bir prosedür kullanılmıştır. Sonuçların çoğu gerek çevresel kaynaklı ve gerekse merkezi kaynaklı sinir hastalıklarında fark edilebilir şekilde olumlu olmuştur (Grechko et al. 1985. Combined treatment of trigeminal neuralgia by lidocaine and Mumie electrophoresis. Stomatologiia 64:27–29).

Humik madde ekstraktı Ehrlich assit tümör hücrelerinin çoğalmasını kayda değer bir şekilde engellediği tespit edilmiştir (Ghosal S. 1990. Chemistry of Shilajit, an immunomodulatory Ayurvedic rasayan. Pure Appl Chem 62:1285–1288). Bu ekstrakt preparatı yüksek kolesterol seviyesini azaltmakta ve safradan kolesterolün uzaklaştırılmasını arttırmaktadır.

Humik madde uygulaması ile akut tromboflebit (yüzeysel damarlarda iltihap) hastaların genel durumunu geliştirmekte, ödemi ve acıyı azaltmakta, damar titreşiminin gelişmesine yol açmakta ve kan pıhtılaşmasını normalleştirmektedir (Anisimov VE, Shakirzyanova RM. 1982. Application of Mumie in therapeutic practice. Kazan Med J 63:65–68).

Kurşun bileşikleri ile hayvanları zehirleyen ortamlarda humik madde uygulaması karaciğerden bu zehrin çıkarılmasına katkıda bulunmaktadır. Kafkas mumiesinin damar içi uygulaması (%2.5 çözelti, 50 mg/ml/gün, 10 gün uygulama) habis lenf dokusu kanseri ve katı tümörlerin tedavisinde sitostatik ajan olarak kullanılan tiyotepanın (trietilenetiyofosforamit) hematotoksik etkisini ortadan kaldırmıştır (Kozlovskaya VI. 1972. The stimulation effect of Caucasian Mumie on composition of peripheral blood. Vrach Delo (6):123–126).

Humik Madde Üzerinde Yapılmış Toksikolojik Çalışmalar

Humik maddelerin karın boşluğuna (i.p.-intraperitoneal) enjeksiyonu 1 g/kg dozuna kadar herhangi bir ölüme neden olmamıştır (Acharya et al. 1988. Pharmacological actions of Shilajit. Indian J Exp Biol 26:775–777). Toksikolojik çalışma için deney hayvanlarına günlük uygulanan protokol ağız yolu ile %1–10 formunda bir ay boyunca uygulanmıştır. Tavşanlar ve fareler için humik madde ekstraktının günlük dozları 0.05, 0.1, 0.15, 0.2, 0.3, 0.4 ve 0.5 g/kg olarak belirlenmiştir. Araştırmacılar tüm dozlarda kontrol grubu ile kıyaslandığında hayvanlarda herhangi bir morfolojik ve histolojik değişiklik gözlemlememiştir (Kelginbaev et al. 1973. Treatment of long tubular bone fractures with Mumie asil preparations in experiments and clinical conditions. Exp Surg Anesthes 18:31–35).

Ukrayna Gerontoloji (Yaşlılık Hastalıkları) Enstitüsü humik maddenin toksikolojik özelliklerinin araştırmasını kaynak olarak Orta Asya’nın Alplerinden seçerek yapmıştır. Üç aylığına 0.2-1g/kg dozlarında yapılan uygulamalarda görülmüştür ki kalp, karaciğer, böbrek, kan hücreleri, sinir ve endokrin sistemi üzerinde humik maddelerin herhangi bir negatif etkisine rastlanmamıştır. Özel teratonejik hareket çalışması, hümik asit ile gebe sıçanların tedavisinde embriyotoksik ya da teratojenik eylem vermediğini göstermiştir. Bakımlarını ebeveynlerinin aldığı genç sıçanların doğum sonrası gelişimlerini normal olarak tespit edilmiştir (Schepetkin et al. 2002. Medical Drugs from Humus Matter: Focus on Mumie, Drug Development Research, 57:140–159).

Araştırmacıların çoğu humik maddenin günlük 0.1–0.3 gr/kg doz uygulaması ile yan etkilerin olmadığını bulmuşlardır. Bazı kemik kırığı olan hastalar kemik kırığı olan bölgelerinde yanma hissetmiştir. Kalın bağırsak iltihabı olan hastalar humik madde ekstraktı uygulamasından sonra 40–60 dakika boyunca hararet, yanma, kuvvetsizlik ve terleme hissetmişlerdir. Yüksek dozlarda (0.9–1.5 gr/gün) vücut sıcaklığını 37.5°C’a çıkarttığı, terlettiği ve baş ağrısı yaptığı görülmüştür. Bu şikayetlerin süresi 20 dakikadan 2–3 saate kadar sürdüğü tespit edilmiştir (Anisimov VE, Shakirzyanova RM. 1982. Application of Mumie in therapeutic practice. Kazan Med J 63:65–68).

Standardize edilmiş humik madde ekstraktının kullanımı olumlu bir netice almada en iyi fırsatı sunmaktadır. En az %20 fulvik asitli humik madde ekstraktı olan Shilagen %0.01 w/w dibenzo-a-piron içermektedir. Dibenzo-a-piron içeriği işlenmiş humik madde ekstraktında %1’e (w/w) kadar geliştirilmektedir.

Fulvik asidi %20’e ve dibenzo-(alfa)-pironu %1’e getirerek humik madde ekstraktının standardizasyonu sağlamak, tutarlı nootropik aktivite, yüksek immünomodülasyon ve çok etkili antioksidant aktivite elde edecektir. Standart hale getirme işlemi ise serbest radikalleri, toksinleri, mikotoksinleri ve aktif olmayan içeriğin uzaklaştırılmasını gerektirmektedir. (Ghosal S, Bhattacharya SK. 1996. Antioxidant defense by native andprocessed Shilajit: a comparative study. Indian J Chem 35B:127–132).

Humik Maddeli Beşeri İlaçlar

Hindistan’daki (Dabur, Aarogya Herbals (P) Ltd.), Amerika’daki (Fabri-Chem, Triple Crown), Ukrayna’daki, Kazakistan’daki ve Rusya’daki ilaç şirketleri biyolojik olarak herhangi bir aktif madde ilave etmeden saflaştırılmış mumie kaynaklı humik madde ekstraktı üretmektedirler (Shilajit, Mumie-Vitas, Olepet, Mumie). Bunun yanı sıra, humik madde ekstraktını bitkisel herbal ve mineral formüllere dâhil etmektedirler. Bu preperatların bazıları ayurvedik ürünlerin geliştirilmesi ile meydana getirilmiştir. Geri kalanı ise araştırma ve patentlerle tasarlanmıştır. Örneğin, Rowland (Vitamin/mineral Composition. 1999, US Patent
5,405,613) mineral, vitamin ve mumie karışımı bir ürün önermiştir.

Shilagen, Abana (HeartCare), Cystone (UriCare), Diabecon 400, EveCare (Menstri-Care), Geriforte (GeriCare/StressCare), Lukol, Pilex (VeinCare), Rumalava (JointCare), Tentex forte VigorCare-Men), Nefrotec, Adrenotone, Siotone, La-Tone Gold, Andro-Surge, Solanova Libidoplex, and Renone kremde bir humik madde kaynağı olan mumie kullanılmaktadır (Schepetkin et al. 2002. Medical Drugs from Humus Matter: Focus on Mumie, Drug Development Research, 57:140–159). Shilagen, mumie içeriklerinin sinerjisine ve emilimine yardım eden ashwagandha, gingko biloba, bacopin ve iz elementler gibi şifası kanıtlanmış maddeler içermektedir. Shilagen’in üreticileri patentli bir oksijen/azot yer değiştirme ekstraksiyon prosesi kullanmaktadırlar. Bu proses uygun pH sağlamakta ve mumienin aktif içeriklerini (humik maddeleri) yaklaşık %800 arttırmaktadır. Shilagen’in üreticileri ayrıca standart ekstrakt da kullanmaktadırlar. Böylece, üretilen her bir şişede aktif bileşenler yüksek miktarlarda bulunabilmektedir. Shilagen, mumienin uygulanabildiği tüm hastalıkların tedavisinde tavsiye edilmektedir.

Mumie asırlardır kullanılan Çin şifalı otları içeren Adrenotone herbal formülünde de bulunmaktadır. Adrenotone adrenal (böbrek üstü bezleri) fonksiyonunu, enerji seviyelerini ve sres/bağışıklık zayıflığı dönemlerinde tümüyle sağlıklı hissetmeyi doğal olarak destekleyen bir çare şeklinde tavsiye edilmiştir (Ziauddin M, Phansalkar N, Patki P, Diwanay S, Patwardhan B. 1996. Studies on the immunomodulatory effects of Ashwagandha. J Ethnopharmacol 50:69–76). Adrenotone, Rockwell Nutrition Company ve Gaines Nutrition tarafından üretilmekte ve pazarlanmaktadır.

Siotone, Ayurvedik tıbbındaki bir herbal formüldür. En önemli içeriği fiziksel-mental sağlığı geliştiren ve bağışıklığı düzelten bir humik madde kaynağı mumiedir. Sıçanların davranışlarındaki bozuklukları tetikleyen, kronik, öngörülemeyen, fakat orta halli ayak şoku stresine karşı Siotone’nin vücudu destekleyen aktivitesini araştırmak için bir çalışma yapılmıştır. Siotone (200 mg/kg, fare) Porsolt zorunlu yüzme testi uygulanması ile kronik yorgunluk hastalığı önemli bir şekilde azaldığı görülmüştür (Kaur G, Kulkarni SK. 2000. Comparative study of antidepressants and herbal psychotropic drugs in a mouse model of chronic fatigue. J Chronic Fatigue Syndrome 6:23–35. Granül formdaki Siotone (100 and 200 mg/kg) pentilenetetrazol, elektro-şok ve striknin ile neden olunan konvülsiyon (havale geçirmeye) karşı iyi bir koruma sağladığı ispatlanmıştır. Konvülsiyonun neden olduğu hipoksik (kanda oksijenin azlığı) streste 200 mg/kg doz etkili olmuştur. Siotone granülün anti-konvülsant etkisi flumazenil (4 mg/kg) ile bloke edilmiştir (Kulkarni SK, Joseph P. 1998. Anticonvulsant profile of Siotone granules, a herbal preparation. Indian J Exp Biol 36:658–662. Siotone granülün detaylı bir çalışmasında hayvanlarda endişede (anksiyete) ve idrakte (kognisyon) yararlı etkileri kadar merkezi sinir sisteminde depresant etkisi görülmüştür (Kulkarni SK, Joseph P. 1998. Psychopharmacological profile of Siotone granules, a herbal psychotropic preparation. Indian Drugs 35:536–55). Fare beyninde tribulin aktivitesinin artması ile oluşan kronik stres Siotone bu dozları ile tersine döndürülmüştür (Bhattacharya SK, Bhattacharya A, Chakrabarti A. 2000. Adaptogenic activity of Siotone, a polyherbal formulation of Ayurvedic rasayanas. Indian J Exp Biol 38:119–128).

İçeriğinde bir humik madde kaynağı olan mumie bulunan La-Tone Gold cinsel iktidarsızlık tedavisinde yararlıdır. La-Tone Gold erkeklerde dayanıklılığı geliştirmesinin yanı sıra zindelik, tatmin edici bir ereksiyon, gelişmiş genital kan dolaşımını tetiklemektedir. Üreme sistemi ile ilgili fonksiyon üzerinde genel olarak etkiyi arttıran ve uyaran bir etki ile hızlı canlandırma sağlamaktadır. La-Tone Gold LA-Medica Pvt Ltd tarafından üretildi. La-Tone Gold LA-Medica Pvt Ltd tarafından üretilmektedir (Schepetkin et al. 2002. a.g.e.).


Andro-Surge anabolik hormonları ve testesteron seviyelerini uygun değerde düzenlemek için tasarlanmış humik madde kaynağı olan mumie de içeren bir bitkisel formüldür. Formül  özellikle 38 yaş üzerindeki erkek atletlerde etkili olabilmesi için ya da dehidroepiandrosteron’un seviyeleri düşük yetişkinler için tavsiye edilmiştir. Mineral Connection tarafından üretilmiştir (Schepetkin et al. 2002. a.g.e.).

Solanova Libidoplex enerjiyi ve canlılığı arttıran mumienin, spesifik bitkisel özlerin ve vitaminlerin sinerjik karışımıdır. Bu oldukça güçlü erkeklik sağlayan bir formüldür.  Ayrıca, genelde bir vücut toniği (güçlendiricisi) olarak da kullanılabilmektedir. Faydaları hem erkek hem de kadınlar içindir. Fakat kadınlar tarafından kullanımı özellikle güvenlidir. Salanova Libidoplex Eckhart Corp., Solanova ve Metafoods tarafından üretilip dağıtılmaktadır (Schepetkin et al. 2002. a.g.e.).

Evecare (U-3107) Himalaya Drug Company tarafından formüle edilmiş humik-bitki-mineral içerikli rahim toniğidir. Bu tonikte kullanılan içerik adet bozukluklarında etkilidir. Birlikte ve tek başına ele alındığında bu bileşikler dismenore (ağrılı adet kanaması), menoraji (aşırı adet kanaması) ve diğer rahim hastalıklarında ilgili ilaçların etkisini arttırmada beceriklidir (Mitra SK, Sunitha A, Kumar VV. 1998. Evecare (U-3107) as a uterine tonic: pilot study. Indian Pract 51:269–272).

Mumie, StressCare ve GeriCare bileşenlerinden biridir. StressCare erken yaşlanma, yorgunluk, uykusuzluk ve duygusal dengesizlik gibi stresle alakalı şartlarda kullanışlıdır. GeriCare sağlığı geliştiren ve herhangi bir yan etkisi olmaksızın uzun süreli herkese fayda eden en üst düzey genel fitnes ürünüdür.

Geriforte kapsamlı sağlık bakımı için tüm vücut organları ve sistemini düzenleyen, dengeleyen tamamen doğal bir üründür. Geriforte Hindistan’da yaşlıların sağlık problemlerini çözmede onarıcı bir tonik olarak kullanılmaktadır. Geriforte kullanımı antioksidan savunma sistemini uyarmaktadır (Pathania V, Syal N, Hundal MK, Khanduja KL. 1998. Geriforte stimulates antioxidant defense system. Indian J Exp Biol 36:414–417). Bu ilacın anti-stres ve anabolik özellikleri birçok raporda gösterilmiştir (Dubey et al.. 1980. Clinical application of Geriforte in the management of certain psychosomatic disorders. Probe (1):18–21). Geriforte (4 haftalık uygulama ile) önemli oranda farenin karaciğerindeki katalaz, superoksit dismutaz enzimi ve glutation peroksit aktiviteleri artmıştır. Farelerde bu enzimlerin ilavesi ile azaltılmış glutation seviyeleri önemli oranda desteklenmiştir (Pathania et al., 1998, a.g.e.). Geriforte verilmiş hayvanların beyinlerindeki süperoksit dismutaz içeriği %24 ve katalaz içeriği de %30 artırlmıştır (Singh B, Sharma SP, Goyal R. 1994. Evaluation of Geriforte, an herbal geriatric tonic, on antioxidant defense system in Wistar rats. Ann N Y Acad Sci 717:170–173).

Mumie, Kidney Formula ile üriner sistem hastalıkları veya böbrek taşı rahatsızlıklarında kullanılmaktadır (Schepetkin et al. 2002. a.g.e.).

Humik madde içeren Lukol, vajinal akıntı (lökore) hastalığının tedavisinde kullanılan ağızdan alınan tablet formundaki yerel (Hindistan menşeli) bir preparattır. Toksik etkilerden tamamı ile arınmış olduğu ifade edilmektedir (Dabak SM, Burute PB, Dani SP. 1984. Lukol in the treatment of leucorrhoea and abnormal uterine bleeding following MTP, JUCD and tubectomy. Med Surg 5:17–2)0.

Diabecon D–400 temel bileşiği humik madde içeren herbomineral bir formülasyondur. Diğer bileşenleri Gymnema sylvestre, Pterocarpus mascupium, Casearia esculanta, Eugenia jambolana, Ocimum sanctum ve Momordica charantia (et al., 1996. Effect of a herbomineral preparation D–400 in streptozotocin-induced diabetic rats. J Ethnopharmacol 54:41–46). Diabecon, farelerde alloksan (pankreasın beta hücrelerini tahrip eden deneysel şeker hastalığı oluşturmada kullanılan ürik asidin oksitlenmesi ile oluşan bir madde) ile neden olunan diyabette insulinin hipoglisemik etkisini önemli oranda kuvvetlendirmiştir (Anturlikar et al., 1995. Effect of D–400, a herbal formulation, on blood sugar of normal and alloxan-induced diabetic rats. Indian J Physiol Pharmacol 39:95–100). Diabecon terapisi, islet ((pankreasın ekzokrin kısmının içine gömülü çok sayıda yuvarlak ya da çokgen şekilli hücrelerin oluşturduğu hormonları salgılayan küçük adalar şeklindeki endokrin kısım)) sayısında ve beta hücrelerinin miktarında önemli bir artışa neden olmuştur. Ayrıca, kan şekeri homeoztazını (hücrenin kendini korumasını) insulin salgılamasını arttırarak ve endokrin pankreasının yenilenmesini sağlayarak meydana getirdiği görülmüştür. (Mitra et al., 1996. Effect of D-400 a herbomineral formulation on liver glycogen content and microscopic structure of pancreas and liver in streptozotocin-induced diabetes in rats. Indian J Exp Boil 34:964–967). Diabecon’un klinik uygulamaları, insuline bağlı olmayan diyabet hastalarında tek başına veya adjuvan (destekleyici) olarak kullanıldığında erken diyabetik retinopatideki (şeker hastalığına bağlı retina bozukluklarındaki) değişikleri önemli oranda tersine çevirdiğini göstermiştir (Sundaram et al. 1996. Interaction of a herbomineral preparation D–400, with oral hypoglycaemic drugs. J Ethnopharmacol 55:55–61).Tavşanlarda Alloksan ile neden olunan böbrek hasarlarına karşı Diabecon’un böbrekleri koruyan bir etkisi olduğu deneysel çalışmalar ile test etmiştir (Dubey et al., 1994. Alloxan-induced diabetes in rabbits and effect of an herbal formulation D-400. Indian J Pharm 26:225–226). Farelerin pankreas ve karaciğerlerindeki Streptozotocin’in neden olduğu histopatolojik değişiklikler, pankreatik islet hücre süperoksit dismutazındaki azalma kadar Diabecon ile kısmen tersine döndürülmüştür. Diabecon’un karaciğerdeki glikojen depolarını düzenlemesine yardım ettiği ve bir humik madde kaynağı olan mumie özütünün serbest radikal bertaraf etme hareketi ile streptozotocin’in vermiş olduğu hasarı önlediği tespit edilmiştir (Mitra et al., 1996. a.g.e.).

Humik madde içeren Cystone, kristaloit-koloit dengesini sağlamada ve taş matrislerini çözmede kullanılan patentli bir bitkisel ilaç formülüdür. Dolayısı ile böbrek, mesane ve safra taşlarını bertaraf etmektedir (Singh et al. 1985. Urinary mucoprotein excretion in stone formers and the effect of an indigenous formulation on its excretion. Asiana Med J 4:261–264). Cystone, ürolitiyazis (idrar yollarında taş oluşumu), idrar yapma esnasında yanma,  nöro-üreterolitiyaz, hamilelik üriner sistem şikayetleri, üriner sistem enfeksiyonları gibi birçok üriner sistem rahatsızlıklarını tedavi etmede klinik olarak yaygın bir şekilde kullanılmaktadır. Cystone’nun farelerde antitümör ajanı olan cisplatin ile neden olunan böbrek zehirlenmesine karşı kısmi, fakat önemli, bir koruma sağladığı bulunmuştur (Rao M, Praveen Rao PN, Kamath R, Rao MN. 1999. Reduction of cisplatin-induced nephrotoxicity by Cystone, a polyherbal ayurvedic preparation, in C57BL/6J mice bearing B16F1 melanoma without reducing its antitumor activity. J Ethnopharmacol 68 77–81). Bu koruma lipid peroksidasyonu baskılaması kabiliyeti sonucu ortaya çıkmıştır. Cystone, cisplatin ile böbrek dış zarındaki lipid peroksidasyonu baskılamıştır. Cystone, Ayurvedic Concepts (Bangalore, India) ve Himalaya Drug Company tarafından üretilmektedir.

Humik madde içeren Abana, beta-adrenerjik reseptörlerin (kalp kasında bulunur) sayısının azalması (down regülasyon) ile alakalı olarak üretilen bir herbo-mineral tıbbi preperattır. Abana ile yapılan tedavi sonucu hiper-tansiyon hastalarında oldukça yüksek etki sağlandığı ispatlanmıştır  (Dadkar et al., 1990. Double blind comparative trial of Abana and methyldopa for monotherapy of hypertension in Indian patients. Jpn Heart J 31:193–199). Abana’nın üç gün boyunca alınması tavşanlarda bazal genişliği arttırmış ve isoprenaline ve norepinephrine karşı atriumun (kalbin iki çemberinden biri) etkilenmesini azaltmıştır (Pasnani et al., 1988. Effects of Abana, an Ayurvedic preparation, on rabbit atrium and intestine. J Ethnopharmacol 24:287–302). Abana, CaCl2 ve histaminin kas kasma etkisini arttırmıştır. Bu etkiler adrenerjik reseptörler üstünde Abananın özel bir depresant etkisi ve CaCl2’e karşı artan bir etki ile ortaya çıkarılmış atriumun doğrudan duyarlaşması nedeni ile olabilmektedir (Pasnani et al., 1988, a.g.e.). İskemik kalp rahatsızlığı olan hastalarda Abana kalbin dialostik (kalp kasının gevşemesi) ve pompalama fonksiyonlarını düzenlemektedir (Antani et al., 1990. Effect of Abana on ventricular function in ischemic heart disease. Jpn Heart J 31:829–835). Abana ile tedaviyi takiben bir aterojenik diyetle (kolesterol bakımından zengin besleme yapılan) tavşanlardaki koroner arterin aterosklerotik (damar sertliği) oluşumunda histolojik görüntü belirgin bir azalma göstermiştir (Tiwari et al., 1993. Influence of Abana on experimental atherogenesis in hypercholesterolemic rabbits. Jpn Heart J 34:451–458). Abana hücre çoğalmasında radyasyona bağlı mikronükleus oluşumu ve yine radyasyona bağlı düşüşe karşı fareleri korumuştur (Jagetia & Aruna, 1997. The herbal preparation Abana protects against radiation-induced micronuclei in mouse bone marrow. Mutat Res 393:157–163).

Pilex tabletleri karaciğer tıkanıklığını rahatlatmada kullanılmaktadır. İlaç ven dolgunluğunu ve şişkinliğini azaltmakta, ven duvarlarını güçlendirmekte, portal basıncını azaltmakta, kanama ve iltihaplanmayı önlemektedir. Pilex orta halli laksatifdir (müshildir) (Rangnekar & Arora, 1975. Treatment of piles with indigenous drugs Pilex tablets and ointment along with styplon. Probe 14:214–219).

Rumalaya anti-inflammatuar ve anti-artritik (eklem iltihabı giderici) özelliklere sahiptir ve içeriğinde mumie olan doğal bir formüldür (Rao & Gupta,. 1977. Rumalaya in cervical and lumbar spondylosis. Probe (3):184). Rumalaya diz bölgesindeki osteoartrit, romatizma, ankilozan spondilit, servikal spondilit gibi değişik ortopedik problemlerde kullanışlı olduğu görülmüştür. Rumalaya spondylolisthesis (üstteki omurun alttaki omura göre biraz öne çıkması), spina bifida (ayrık veya açık omurga), and prolapsed intervertebral disc (yerinden oynamış omur/disk) vakalarında önemli klinik iyileştirme sağlamıştır (Singh et al., 1984. Clinical trial of Ramalaya tablets and Rumalaya cream in cases of low backache. Curr Med Pract 11:691–694). Dubey ve ark. (Dubey et al.,1984. Management of chronic backache by an indigenous drug ‘‘Rumalaya‘‘. Indian Med J 78:82–86) sakroileit (kalça eklemlerinin iltihaplanması)  ve spondilit vakalarına nazaran fibrositiste (kulunç) daha belirgin bir şekilde ağrının yoğunluğunda ve süresinde önemli bir azalma olduğunu bildirmişlerdir. Bu ilacın alımından sonra herhangi bir yan etkisi yoktur (Dubey et al., 1984, a.g.e.). Rumalaya, Himalaya Drug Company tarafından üretilmektedir.

VesPro GHS, diğer önemli anti-aging hormonları kadar insanın kendi büyüme hormonundan daha fazla üretmesi için organizmayı uyaran patentli bir ilaçtır. Her tablet hormon içermeyen mumie, meyan kökü, schizandra çileği ve Tribulus terrestris (demir dikeni) karışımından meydana gelmektedir. VesPro GHS güvenlidir ve kronik yorgunluk sendromu da dahil birçok klinik teşhisin tedavisinde etkili bir ilaç olduğu görülmüştür.

HUMİK MADDE spesİfİkasyonu

Bitki humifikasyon sürecinde oluşan temel maddeler fulvik ve humik asitlerdir. Humik maddeler kolloidal, çok dağılımlı, polielektrolit karakterli, yüksek molekül ağırlıklı ve aromatik/alifatik karışımlı hidroksil grup bağlanmış polifenolik bileşiklerin fiziksel ve kimyasal bir grubunu içermektedir (Senesi & Loffredo, 1999. The chemistry of soil organic mater. In:Sparks DL, editor. Soil physical chemistry. Boca Raton: CRC Press. p 239–370). Bu asitler çoğunlukla tıbbi öneme haiz turbada, sapropelde, mumiede ve diğer humuslu maddelerde bulunmaktadır. Günümüzde bitki humifikasyonu için üç teori bulunmaktadır. Lignin teorisine göre, lignin o-hidroksifenollerin üretilme ile ve alifatik yan zincirlerin oksidasyonu ile COOH grupları oluşturmak için mikroorganizmalarca tamamen kullanılmamaktadır. Bu modifiye materyal ilk humik asitleri ve daha sonra da fulvik asitleri elde etmek için bilinmeyen ileri değişikliklere maruz kalmaktadır (Waksman SA. 1938. Humus. London: Bailliere, Tindall and Cox). Bir aerobik mikro-çevrede lignin küçük moleküler ağırlıklı ürünlere azaltılabilmektedir.
Polifenol teorisine göre, mikrobiyolojik işlem süresince lignin veya selüloz gibi lignin olmayan kaynaklardan salınan fenolik aldehitler ve asitler enzimatik reaksiyonlarla kuinonlara dönüşmektedir. Daha sonra kuinonlar, amino bileşikler içinde koyu renkli polimerleri oluşturmak için polimerize olmaktadır (Kononova MM. 1966. Soil organic matter. Oxford: Pergamon).

Şeker-amin kondensasyon fikrine göre, mikrobiyal metabolizmanın yan ürünü olarak oluşan şekerler ve amino asitler kahverenkli azotlu polimerleri yapmak için enzimatik olmayan bir reaksiyona uğramaktadır (Stevenson FJ. 1994. Humus chemistry. Genesis, composition, reactions. New York: John Wiley). Mikroorganizmaların aktiviteleri boyunca bol miktarda üretilen şekerler, amino asitler gibi maddeler bu teorinin çekici özelliğidir. Dağdaki sert ve sık iklim değişiklikleri, katalitik özelliklere sahip minerallerle bu maddelerin karışması ile birlikte kondensasyon ve mumie oluşumu kolaylaşmaktadır.

Doğal organik mineral maddedeki humik ve fulvik asitlerin bileşimi coğrafi konuma göre değişmektedir. Özellikle turba ve mumie, sürekli gömülü durumda olan sapropelden daha fazla oksijene maruz kalmaktadır. Bu ise oksidasyon işlemlerinin yoğunlaşmasına ve humik ile fulvik asitlerin kimyasal ve fiziksel yapılarında değişikliklere neden olmaktadır (Esteves & Duarte, 2000. Differences between humic substances from riverine, estuarine, and marine environments observed by fluorescence spectroscopy. Acta Hydrochim Hydrobiol 28:359–363).

Humus maddelerinin moleküllerindeki polar olmayan grupların misel türü veya çift-katmanlı yapılar oluşturduğu varsayılmıştır. Bu yapılar, yüzey aktif misellerinin tavrına benzer bir şekilde mikroskobik hidrofobik çevrede polar olmayan organik maddeye engel olmaktadır (Wershaw RI. 1986. A new model for humic materials and their interactions with hydrophobic organic chemicals in soil-water or sediment-water systems. J Contam Hydrol 1:29–45). Huminin yapısı, küçük polar moleküllerin fonksiyonel biyo-işaretçileri ve enkapsülasyonunu bağlamakla toprak organik maddesinin kararlılığını izah etmektedir (Lichtfouse E. 1999. A novel model of humin. Analusis 27:385–386). Aslında mumie 10–50 mm boyutlarında değişen gözeneklerle delinmiş bir kafes benzeri yapıya sahip olduğu gözlenmiştir (Ghosal et al., 1991. The core structure of Shilajit humus. Soil Biology Biochem 23:673–680). Bu gözenekler tedavi etme etkilerinden sorumlu organik moleküllerle veya metal kompleksleri ile doldurulmuştur. Mumienin humus numunelerinin indirgenmesi ve spektroskopik olarak ürünlerin analizi onların sıradan toprağa benzediğini göstermiştir.

Mumie, turba, sapropel ekstrakları geleneksel tıpta değerli oldukları kabul edilseler de ileri farklı bir tarz olarak aktif içerikler kullanarak yeni ilaçlar geliştirmek düşünülmelidir. Bu tarz, doğal organik maddeden aktif içerikleri izole etmeye ve bireysel olarak veya birbirleri ile karışımlarını kullanarak çalışmaya yönlendiren araştırmaları uygulanabilir yapmaktadır. Özellikle, ince sülfit sapropelinden elde edilen bir lipid konsantresi en yüksek anti-oksidan aktiviteyi sergilediği bir çalışmada gösterilmiştir (Pisareva et al., 1997. Antioxidative properties of organic matter occurring in medicinal muds. Proceedings of First Korea–Russia International Symposium on Science and Technology. pp 356–359). Sapropelden elde edilen lipid konsantresinin anti-metastatik bir etkiye olduğu be siklofosfanın hemato-toksisitesini azalttığı bildirilmiştir (Burkova et al., 1995. Antimetastatic substance. Russian Patent (Decision on 27.11.95 for Application 5065317/14).

Humik ve Fulvik Asitlerin Karakteristik ve Farmakolojik Özellikleri

Humik ve fulvik asitlerin terapatik özellikleri turba, sapropel ve mumieden elde edilen ham ekstrakların özelliklerine benzemektedir. Humik ve fulvik asitler stres, şeker hastalığı, romatizmal ağrı, böbrek taşı, kalp hastalıkları, cilt problemleri, cüzam ve bağışıklık sistemi hastalıkları için yaygın biçimde kullanılan doğu tıbbının her derde deva maddeleridir.

Tıpta fulvik asitlerin faydaları konusunda birçok rapor yayınlanmıştır. Bunlar 15 ci asırdan günümüze kadar gelmiş olan bir Çin farmakoloji dergisinde yayınlanmış raporlar içermektedir. Raporlar, etkili anti-inflammatuar ve kan pıhtılaştırma maddesi olarak humik ve fulvik asitler içeren ‘‘Wujinsan’’ ilacından bahsetmektedir. Fulvik asitler mast hücre koruması mekanizması ile anti-alerjik aktiviteye sahiptir. Oksi-fulvik asitlerin kedi, köpek ve farelerde travmatik ve kimyasal egzamanın topikal tedavisinde etkili olduğunu deneysel çalışmalar test etmişlerdir (van Rensburg et al, 2001. Topical application of oxifulvic acid suppresses the cutaneous immune response in mice. Drug Dev Res 53:29–32). Humik asit çözeltisinin %10’a kadar olan konsantrasyonlarında herhangi bir hassasiyet ve tahriş rastlanmamıştır (Wiegleb K, Lange N, Kuhnert M. 1993. The use of the HET-CAM test for the determination of the irritating effects of humic acids. Dtsch Tierarztl Wochenschr 100:412–416). Humik ve fulvik asitler hematoma, phlebitis, desmorrhexis, myogelosis, arthrosis, polyarthritis, osteoarthritis ve osteochondrosis gibi hastalıkların klinik tedavisinde de dıştan uygulanabilir ilaçlar olarak kullanılmıştır (Laub RJ, 1999. Process for preparing synthetic soil-extract materials and medicaments based thereon. USA Patent 5,945,446). Humik ve fulvik asitlerin iç hastalıklarla ilgili olarak kullanımının gastrit, ishal ve mide ülseri (anti-ülserojen ve anti-stres), dizanteri, kolit ve şeker hastalıklarının tedavisinde etkili olduğu gözlenmiştir (Yudina et al., 1998. Antiulcerogenic activity of phenol compounds of peat. Chem Plant Mater 4:29–32).

Humik ve fulvik asitlerin kemik yerine kullanılan hidroksiapatit kadar nakil yapılmış kemiklerin hücre emilimini (osteklastik rezorpsiyonu) uyardığı deneysel ve klinik sonuçlarda gösterilmiştir (Schlickewei et al., 1993. Influence of humate on calcium hydroxyapatite implants. Arch Orthop Trauma Surg 112:275–279).

Humik maddelerin anti-mikrobiyal aktivitesi van Rensburg et al. tarafınan tanımlanmıştır (van Rensburg et al., 2000. An in vitro investigation of the antimicrobial activity of oxifulvic acid. J Antimicrob Chemother 46:853). Bu çalışmada 8 adet mikrobiyal patojen (Staphylococcus aureus, Streptococcus faecalis, Pseudomonas aeruginosa, Escherichia coli, b-haemolytic streptococcus, Klebsiella pneumoniae, Proteus mirabilis ve Candida albicans) test edilmiştir. Bu patojenlerin %1.5 konsantrasyonunda oksi-fulvik aside duyarlı olduğu tesbit edilmiştir.



Turba suyundan ayrıştırılan amonyum humat (0.5-20 mg/ml), herpes simplex virus (HSV) tip 1 ve tip 2’ye ve grip virüsü tip A ve tip B’ye karşı güçlü anti-viral aktiviteye sahip yüksek moleküllü bir polifenolik bileşiktir (Thiel et al., 1981. Comparison of the in vitro activities of ammonium humate and of enzymically oxidized chlorogenic and caffeic acids against type 1 and type 2 human herpes virus. Pharmazie 36: 50–53; Hils et al,. 1986.  Inhibition of several strains of influenza virus type A and B by phenolic polymers. Biomed Biochim Acta 45:1173–1179).

Humik ve fulvik asitler aynı zamanda makrofajların, nötrofillerin ve katil T-hücrelerinin sayısını ve fonksiyonel aktivitesini arttırmaktadır (Laub, 1999, a.g.e.). Humik asitler S. typhimurium testinde benzo[a]piren, 2-aminoanthracene, 2-nitrofluoren ve 1-nitropiren kimyasallarının mutajenisitesini engellediği tespit edilmiştir. Dezmutajenik etki humik asitlerin mutajenleri adsorplaması ile oluşmuştur (Sato T, Ose Y, Nagase H, Hayase K. 1987. Mechanism of the desmutagenic effect of humic acid. Mutat Res 176:199–204). Humik asitler prothrombin zamanını, aktive edilmiş thromboplastin periyodunu (Lu et al., 1990. The effect of fluorescent humic substances existing in the well water of Blackfoot disease endemic areas in Taiwan on prothrombin time and activated partial thromboplastin time in vitro. Thromb Res 57:747–753), inhibe edilmiş plazma C aktivitesini (Yang HL, Tu SC, Lu FJ, Chiu HC. 1994. Plasma protein C activity is enhanced by arsenic but inhibited by fluorescent humic acid associated with Blackfoot disease. Am J Hematol 46:264–269) kısaltmıştır. Humik asit insan umbilikal damar endotelyal hücrelerindeki doku faktör indüksiyonuna ve plasminojen aktivatör inhibitör sentezine dahil olmaktadır (Yang HL, Chiu HC, Lu FJ. 1996. Effect of humic acid on the viability and coagulant properties of human umbilical vein endothelial cells. Am J Hematol 51:200–206). Sodyum humat plasminojen aktivitesini arttırdığı tespit edilmiştir (Klocking HP, Klocking R, Helbig B. 1984. Effect of phenol ring polymers on the release of plasminogen activators. Farmakol Toksikol 47:93–95).

In vivo olarak humik asitlerin kronik etkileri üzerinde yapılan deneylerde fare karaciğerinde peroksizom üremesine ve farelerde hepatik asil-CoA oksidaz, karnitine palmitoyltransferaz, and karnitine asetiltransferaz aktivitelerinde artışa neden olduğu tespit edilmiştir (Lu et al., 1994. Effects of humic acid-metal complexes on hepatic carnitine palmitoyltransferase, carnitine acetyltransferase and catalase activities. Environ Toxicol Chem 13:435–441). Yaklaşık 50 yıl önce profesör Khristeva gübre ve anabolik maddeler olarak humatların yüksek verimliliğini ilk olarak keşfetmiştir. Khristeva’nın yaptığı çalışmaya göre, sodyum humat verilen tavuklarda vücut ağırlığı ortalama %5–7 ve hastalıklara karşı mukavemet de %3–5 oranında artmıştır (Khristeva LA. 1951. The role of humic acid in plant nutrition and humus fertilizers. Trudi Pochv Inst VV Dokuchaeva. 38:108–184).

Fulvik asitler güçlü antioksidanlardır ve superoksit ile hidroksil radikallerini yakalama özelliğine sahiptirler (Wang et al., 1996. Interaction between fulvic acids of different origins and active oxygen radicals. Sci China C Life Sci 39:267–275). Fulvik asitler doğal mükemmel şelatlayıcı ve katyon değiştiricilerdir (Schnitzer M, Khan SU. 1972. Humic substances in the environment. New York: Marcel Dekker). Aynı zamanda fulvik asitler biyoaktif küçük bileşikleri şelatlayan maddeler veya taşıyıcı moleküller olarak hareket ederek fizyolojik bir role sahiptirler (Ghosal S, Lal J, Singh SK. 1991a. The core structure of Shilajit humus. Soil Biology Biochem 23:673–680). Fulvik asitler semi-kuinon radikalleri olarak dokularda toplanabilmekte (Peng et al., 1999. The role of humic substances in drinking water in Kashin-Beck disease in China. Environ Health Perspect 107: 293–296) ve sistemin redoks durumuna bağlı olarak elektron alma veya verme vazifesi yapmaktadır (Pardoe et al., 1990. Humic and fulvic compounds. Analyt Chim Acta 232:1–235).

Bunun yanı sıra, humik ve fulvik asitler birçok organik ksenobiyotiğin hücre içine naklini etkileyerek zehirliliğini modifiye etmiştir. Sodyum humatın ışınlamadan sonra 193.5 mCi/kg dozla 5–10 dakikalığına yalnız verilmesi 60 günden sonra hayvanların %43.3 yaşamasına neden olmuştur. Işınlamaya tabi tutulan farelerde 232.2 mCi/kg dozla hayat süresinde bir artışa meyletmiştir (Pukhova et al., 1987. Effect of sodium humate on animals irradiated with lethal doses. Radiobiologiia 27:650–653). Humik maddelerin varlığında zehirlilikte hem artış hem de azalış gözlenmiştir (Perminova IV. 1999. Size exclusion chromatography of humic substances: complexities of data interpretation attributable to non-size exclusion effects. Soil Sci 164:834–840).

Doza bağlı olarak humik asit lipid peroksidasyona 10–100 mg/ml konsantrasyonlarında neden olmuştur. Bu tür değişiklikler glutathione’un tüketilmesi ve katalaz, superoksit dismutaz, glukoz-6-fosfat dehidrojenaz gibi antioksidan enzimlerin aktivitelerinde azalma sağlanması ile gerçekleşmiştir (Cheng et al., 1999. Humic acid-mediated oxidative damages to human erythrocytes: a possible mechanism leading to anemia in Blackfoot disease. Free Radic Biol Med 27:470–477).

Fulvik asitler (0.5–2kDa) humik asitlere (2–5 kDa) nazaran daha düşük moleküler ağırlığa ve daha az aromatik karbon sayısına sahiptir. Buna karşılık, humik asitler daha uzun zincirli yağ asidi parçalarına sahiptir. Sonuçta, fulvik asitlere nazaran daha büyük hidrofobisiteye maliktir.
Humik ve fulvik asitler aromatik halkalarda karboksil gruplar içermektedir. Onların aromatik çekirdekleri düşük dereceli kondensasyona sahiptir ve aromatik olmayan kısımlarla değiştirilmektedir. Aromatik halkalardaki konjuge π-elektronlarının varlığı ve değişik fonksiyonel gruplar, kompleksler oluşturarak, iyon değiştirmeye ve oksidasyon-redüksiyon proseslerine katılarak, humik maddelerin biyolojik hareketi için önemli özelik olan birçok totomerik (bağ eşiz) formlarda reaksiyona girerek yeni maddelerin üretilmesine imkân sağlamaktadır. Günümüzde humik ve fulvik asitlerin biyolojik etkilerini tahmin etmek için ilgili kantitatif yapı-aktivite ilişkilerinin metodolojileri uygulanmaktadır (Steinberg et al., 2000. Towards a quantitative structure activity relationship (QSAR) of dissolved humic substances as detoxifying agents in freshwaters. Int Rev Hydrobiol 85:253–266).

Humik asitlerin en önemli fonksiyonel grupları karboksilik, keton, kuinon, fenolik ve alkolik hidroksillerdir. Fulvik ve humik asitlerin doğal metal bağlayıcı bileşikler olması bu sebebledir (Rouleau et al, 1994. Effects of some chelating agents on the uptake and distribution of 54Mn(II) in the brown trout (Salmo trutta). Pharmacol Toxicol 74:271–279). Bundan dolayı mumie, sapropel ve turbada elde edilen ekstraklar mikro elementçe zengin kaynaklardır. İyonların biyolojik ve fizikokimyasal özellikleri humin maddeleriyle kompleks yapmalarının sonucu olarak önemli ölçüde değiştirilmiştir (Senesi N, Loffredo E. 1999. The chemistry of soil organic mater. In: Sparks DL, editor. Soil physical chemistry. Boca Raton: CRC Press. p 239–370). Humik ve fulvik asitlerin zehirli maddeleri ve mutajen molekülleri adsorplama kapasitesi onların anti-toksik ve dezmutajenik etkilerinin bir nedeni olabilmektedir (Sato T, Ose Y, Nagase H, Hayase K. 1987. Mechanism of the desmutagenic effect of humic acid. Mutat Res 176:199–204).

Mumienin Küçük Bileşenleri

Humus maddelerinin yanısıra mumie şu bileşenlere de sahiptir: albuminoidler, amino asitler (%0.23–0.25), oksijenleştirilmiş bifeniller, koumarin türevleri (benzo-koumarin, dibenzo-a-pironlar), fluoren, mikotoksinler (trichothecenes, naptho-l-pyrones ve alternariol), organik asitler (benzoik asit ve türevleri, hippurik asit, naftenik asit), fenolik lipidler, polimerik kininler, steroller, taninler, terpenler ve triterpenler (Ghosal et al., 1991. The core structure of Shilajit humus. Soil Biology Biochem 23:673–680).
Mumie organo-mineral maddedir. Mikroelement analizi şöyledir: contains (mg, %): Cu (0.02), Zn (0.01), Li (20.0), Al (0.025), Cr (0.001), Pb (0.02), Ag (0.001), Co (0.01), Hg (0.002), P (0.008), Cd (0.05), Br (0.03), V (0.0016), Fe (0.16); Ca (31–39 mM/l), Mg (7.5–10 mM/l), K (100.0–106.6 mEq/l), As, Na, Cl, I, Mn, Mo, S, Si.

Dibenzo-a-pironlar kan-beyin bariyerinden geçme kabiliyetine sahiptir ve beyin ile sinir sistemini serbest radikal zararından koruyan güçlü bir antioksidandır. Ayrıca, asetilkolinesteraz enzimini asetilkoline çevirerek baskılamaktadır (Schliebs et al., 1997. System administration of defined extracts from Withania somnifera (Indian ginseng) and Shilajit differentially affects cholinergic but not glutamatergic and gabanergic markers in rat brain. Neurochem Int 30:181–190). Bu durum asetilkolin seviyesinin artmasına neden olmaktadır. Düşük asetilkoline seviyesi Alzheimer hastalığının belirtisidir. Ayrıca, kısır bir hafıza ve konsantrasyona sebebiyet verebilmektedir.

Mumie içindeki dihidroksibenzo-a-pironlar askorbik asidin dönüşümüne neden olmaktadır. Mumieden elde edilen humik asidin orta halli hidrolizi iki yeni dihidroksibenzo-a-piron sağlamaktadır: 3-O-palmitoil-8-hidroksidibenzo-a-piron ve 3-O-β-D-glukosil-8-hidroksidibenzo-a-piron. Buna ilaveten, iki yeni tirucallane tipi triterpenik asit de oluşmaktadır: 24(Z)-3 β-hydroxy-tirucalla-8,24-dien-26-oic asit ve 24(Z)-3 β-hydroxy-tirucalla-7,24-dien-26-oic asit (Ghosal S. 1989. Shilajit. Chemistry of two bioactive benzopyrane metabolites. J Chem Res (Suppl)I:350–351).

Mumie doğal polifenolik antioksidanlar olan elajik ve tannik asitleri de içermektedir. Tannik asitler elajik asitlere nazaran hücrelerle in vivo ve in vitro şartlarda süper oksit anyon radikali üretiminin çok güçlü baskılayıcısıdır (Kaul A, Khanduja KL, 1998. Polyphenols inhibit promotional phase of tumorigenesis: relevance of superoxide radicals. Nutr Cancer 32:81–85). Elajik asit, fosfolipaz A2’nin baskılayıcısı ve Hageman faktörünün de aktivatörüdür. Bu asit güçlü bir anti-karsinojenik (Khanduja et al., 1999. Prevention of N nitrosodiethylamine-induced lung tumorigenesis by ellagic acid and quercetin in mice. Food Chem Toxicol 37:313–318) ve radyoaktif maddeden koruyucu bileşiktir (Thresiamma KC, George J, Kuttan R. 1998. Protective effect of curcumin, ellagic acid and bixin on radiation induced genotoxicity.J Exp Clin Cancer Res 17:431–434). Elajik asit insulin benzeri büyüme faktörü II’nin azaltarak düzenlemesini (dovn-regülasyon) teşvik etmekte, p21 (waf1/Cip1)’i aktive etmekte, hücre döngüsünün G1/S geçiş fazı üzerinde kümülatif bir etkiye vasıta olmakta ve kolon kanseri hücrelerinin (SW 480) apoptotik hücre ölümüne neden olmaktadır (Narayanan BA, Re GG. 2001. IGF-II down regulation associated cell cycle arrest in colon cancer cells exposed to phenolic antioxidant ellagic acid. Anticancer Res 21:359–364).

Bazı mumie numuneleri trichothecenes, naptho-l-pyrones, alternariol gibi mikotoksinlerin değişik seviyelerini içermektedir (DiCosmo F, Straus NA, 1985. Alternariol, a dibenzopyrone mycotoxin of Alternaria spp., is a new photosensitizing and DNA cross-linking agent. Experientia 41:1188–1190). Bu mikotoksinler mumienin biyolojik aktivitelerine yardımcı olabilmektedir. Örneğin, trichothecene bağışıklık sistemini hem baskılamakta hem de uyarmaktadır (Bondy GS, Pestka JJ. 2000. Immunomodulation by fungal toxins. J Toxicol Environ Health B Crit Rev 3:109–143).

Mumie, sapropel ve turbadan elde edilen tıbbi preperatlar, haloperoksidaz enzimlerinin etkisi altında humik ve fulvik asitlerin doğal bozunma ürünleri olarak halojenleştirilmiş aromatik çekirdek içerebilmektedir. Bu organohalojen metabolitlerinin bazıları antibiyotik olarak fizyolojik önem taşımaktadır (Dahlman et al., 1993. Chlorinated structural elements in high molecular weight organic matter from unpolluted waters and bleached-craft mill effluents. Environm Sci Technol 27:1616–1620). Halojenleştirilmiş aromatik bileşiklerin biyolojik etkisine Ah reseptörü ile etkileşimi sonucu vasıta olunmaktadır (DeVito et al., 1995. Dioxins: model chemicals for assessing receptor-mediated toxicity. Toxicology 102: 115–123).

SONUÇ

Günümüzde, bitkilerin doğal humifikasyonu temelinde tıbbi pratikte çeşitli uygulamalara açık farmakolojik ilaçlar geliştirilmiştir. Bu ilaçlar kompleks eczacılık ürünleridir. Bunlar iki gruba ayrılabilmektedir: (1) ekstraktlar ve (2) bazı tıbbi bitkilerden elde edilen ekstraklara ilave edilen kompozitler. Birinci tür ilaçlar, mumieden elde edilen ekstraktlara (Mumie, Mumie-Vitas, Shilajit) benzer turba ve sapropelden elde edilen ekstraktlar (Torfot, TPP, Peloidodistillate, Humisol, Peloidin, FiBS, Eplir) içermektedir

İkinci tür preperatlar mumienin herbal formüllerini (Shilagen, Abana, Cystone, Diabecon 400, EveCare, Geriforte, Lukol, Pilex, Rumalava, Tentex forte, Nefrotec, Adrenotone, Siotone, La-Tone Gold, Andro-Surge, Solanova Libidoplex) içermektedir. Turba veya sapropelden elde edilen ekstraktları içeren kompozit ilaçların formülleri humustan elde edilen eczacılık ürünleri bakımından şimdiye kadar gelişmemiş bir alan olarak kalmaktadır.

Değişik türde humus materyallerinden elde edilen ekstraktlar yüzyıllardır geleneksel tıpta sürekli uygulanmıştır. Yeni ilaçları geliştirmedeki problemlerden biri humus menşeli çok bileşikli ekstrakları standardize edilmesindeki zorluklardır. Spektroskopinin modern metotları ve çok bileşikli sistemlerdeki organik bileşiklerin tanımlanması bu problemi çözülebilir yapmaktadır. Humusun biyolojik aktivitesi üzerine çalışmayı hedefleyerek ondan bireysel bileşikler ayrıştıran görevlere yeteri kadar dikkat verilmediğini not etmek gereklidir. Bugün, bitkilerden ayrıştırılan 120’den fazla farklı kimyasal madde bulunmaktadır. Bu maddeler dünyanın birçok yerinde halen kullanımda olan çok önemli ilaçlar olarak düşünülmektedir (Duke JA, 1990. Promising phytomedicinals. In: Janick J, Simon JE, editors. Advances in new crops. Portland: Timber Press, pp 491–498). Yeni ilaç geliştirmede bitkilerin tekbir ürününden elde edilen kısımlarının ayrıştırılması, farmakolojik özellikleri detaylı çalışmayı hedeflemede gelecek vadeden bir eğilim olarak gözükmektedir. Mumienin, sapropelin ve turbanın yüksek biyolojik aktiviteli bilinmeyen maddeler içeren çok ilginç humus materyalleri olduğunu düşünmek akla uygundur.