Çayın siyah rengi, buğdayın sarı rengi, toprağın kara rengi, bitkilerin yaşlandıkça yeşilden sarıya dönmesi, yaprakların gazele çevrilmesi hayatımız içinde hep farkına vardığımız olaylardır. Canlının toprağa düşmesi ve çürümesi sonucunda başka bir canlı için hayat kaynağı olduğu her zaman bildiğimiz bir durumdur. Tüm bu olayların ne olduğu sorusunu bazen kendimize sormuşuzdur. Bu sorunun cevabını ise birçok bilimsel sayılabilecek ifadelerle arayıp durmuşuzdur. Fakat, canlıların bünyesindeki bu renksel harmoninin temelde rolünü üstlenen ana maddenin hümik asitler olduğunu çok azımız bilmektedir.
Peki hümik asit nedir?
Humuslu toprak dediğimizde bir çoğumuz hemen daha ilkokul döneminde toprakla ilgili bilgiler öğrendiğimiz hayat bilgisi dersini hatırlayacaktır. Humus toprağın organik madde bileşenlerinden en önemlisidir. Hümik asit ise humusu oluşturan bir organik asittir. Kelime yapısı ile de birbirlerine benzediklerini görebiliriz.
Kimyasal olarak incelediğimizde hümik asitlerin polifenolleri, polikarboksilik asitleri, karbonilleri, ketonları, peroksitleri ve metil grupları içerdiğini tespit edebiliriz. Organik kimyanın bu önemli bölümlerini kapsayan hümikler bir bitkinin herhangi bir aksamında genç yaşta bulunabilirken; başka bir ortamda, mesela, yeni bir kömür tabakasının üstünde on binlerce yıllık mazisi olabilmektedir. Sudaki yosunun önemli kısmını oluşturan hümik asitler, bir gübre yığınının içinden sızan şerbetin o koyu renginin de mümessilidir. Bir ormanın içinden geçen derenin suyunda gördüğümüz çürümüş yaprakların saldığı renklerin de faili hümik asitlerdir.
Hümik asitler yaşayan organizmalarda önemli bir rol oynamaktadırlar. Fakat, genelde, hayat döngüsü toprak-bitki-insan şeklinde gerçekleşen bu organik tabii maddelerin günümüz dünyasında tarıma elverişli topraklarda yeterli düzeyde bulunmaması, bahsi geçen döngünün de kırılmasına sebebiyet vermektedir. Yapılan bilimsel araştırmalara göre topraktaki humus miktarı %2’in altına düştüğü zaman, toprak bitkilerin ihtiyaç duyduğu yeterli hümik asitleri bitkiye geçirememektedir. Bunun neticesi olarak da hümik asitler insan ve hayvan beslemesinde yeterli düzeyde olmamaktadır.
Hümik asitler kararlı kümeler oluşturan doğal fenolik biopolimerlerdir. Bu kümeler öyle ki boyutları küçük bir proteinle boy ölçüşebilmektedir. Hümik asit molekülleri dendritik olarak düşünülmektedir. Şeklen bir merkezi zıvanadan dağılan tekerlek parmaklarına benzeyen ilkel-polimer üç boyutlu yapılardır. Yapısında önemli oranda karboksil ve hidroksil ana grupları barındırmaktadırlar. Hümik asitlerin demet gibi bir araya toplanması ile oluşan kütlenin ortalama çapı 700-1700 Å’dur. Dünyada biojeokimyanın önemli parçaları olan hümik asitlerin özelliklerinden bazıları bileşik yapma-çözünme potansiyeli, indirgeme-oksitleme ve karboksil ile hidroksil grupları gibi fonksiyonel gruplara sahip olmasıdır. Hümik asitler, klasik kullanımları olan organik gübre ve yakıtın yanı sıra tıbbi preperatlarda yardımcı madde olarak değerlendirilmektedir. Hümik asitler petrol ürünleri ile kirlenen yer altı su kaynaklarından aromatik hidrokarbonların bertarafını sağlamakta da kullanılmaktadır. Doğal ve sentetik toprak özütleri, özellikle toprak tesviyesi ve toprak ıslahı maddeleri olarak tarım ve ilgili endüstrilerde yaygın bir biçimde halen kullanılmaktadır. Buna ilaveten, doğal ve sentetik toprak özütleri bahçe, peyzaj ve içme suyu çalışmalarında katkı maddesi olarak işlenmektedir.
Hümik asitler tarımda, hayvan beslemede ‘büyümeyi uyarmak’ için sıvı ve katı formlarda kolay bulunabilir hammaddelerdir. Faust’a göre hümik asitler mahsul verimini de içeren bitki büyümeyi %10-30 oranında artışla etkilemektedir. Hümik asitler veteriner ilaç tedavisinde de kullanılmıştır. Tavuklarda sodyum humatın farmakokinetik özelliği üzerine geniş bir biçimde çalışılmıştır. Humat bileşikleri tavukçulukta besi yemi katkısı olarak kullanılmaktadır. Humatlar yeme katıldığı zaman tavuk ağırlık veriminde ortalama %5-7 artış ve ölümlerden de ortalama %3-5 oranında azalma sağlamıştır.
Hümik asit polimerleri birçok özelliklere sahiptir. hafif ağırlıklı organik maddeler gibi diğer biopolimerle reaksiyona girme kabiliyeti mevcuttur. İnorganiklerle, özellikle, metallerle şelat kompleksleri yapabilmektedir. Toprak ekstraktı hümik asitler, birçok metali bağlamaktadırlar. Bu yönleri ile hümik asitler toprak ıslahında ağır metal kirliliğini bertaraf etmede, kazan besi suyunda kışır (CaCO3) önlemede ve insan sağlığında böbrek taşı giderimi, eklem bölgelerindeki kireçlenmeleri çözmede kullanılmaktadır.
Toprak özütleri antibiyotik üretimi için etkili ana katkı maddeleridir. Mikrobiyal büyümenin uyarılması derecesi; türlere, kültür ortamına ve çevreye büyük oranda bağımlıdır. Hümik asitler birçok hastalığın tedavisinde çok eskiye dayanan bir deva bulma şekli olarak kullanılmaktadır. Ghabbour ve arkadaşları “pilayella littoralis” isimli yosundan hümik asit elde etmişlerdir. Ayrıca, insan ve hayvanların midesinde hümik asit olduğunu tespit etmişlerdir. Rıdvan ve arkadaşları hümik asitlerin kanla beraber sirküle olduğunu ve karaciğerde metabolize olduğunu göstermişlerdir. Hümik asitler ağız yolu ile hayvanlara verildiği zaman vücuda giren ağır metallerin zararlarının azaldığını ve tarım ilaçlarının olumsuz etkilerini bertaraf ettiklerini tespit etmişlerdir. Golbs ve arkadaşları hümik asitlerin risk içermeksizin, gebeler dahil, hayvanlarda hastalıklara karşı koruyucu ve “şifalı” bir etkiye sahip olduklarını bulmuşlardır.
Doğal olarak oluşan hümik asitlerin toksik özelliği yok denecek kadar azdır. Farelerde LD50 değeri 11500 mg/kg ca (canlı ağırlık)’dır. Fakat farelerde peranteral yolla ve tavşanlarda 163.5-205.8 mg/kg ca olarak karın zarından verildiği zaman zehirli olabilirler. Farelerde 30 günlük zehirlilik çalışmalarında 100 mg/kg ca/gün konsantre hümik asitin ve onun sodyum tuzlarının oral doz seviyeleri hayvanın hareketlerinde olumsuz bir tavra ve klinik rahatsızlıklara sebebiyet vermemiştir. Aynı sonuçlar köpeklere de 300 mg/kg olarak 90 gün boyunca uygulanarak elde edilmiştir. Konsantre hümik asitlerin 90 gün boyunca 1000 mg/kg ca/gün olarak yemle verilmesi ile fare ve tavşanların gastrointestinal bölgesindeki pH değerleri üzerine olumsuz etkisi olmamıştır. Konsantre hümik asitin 50-150 mg/ml dozlarda ve sodyum humatın da 500-15000 mg/ml dozlarda kullanılması çift insan fibroblastındaki veya bebek hamster ve tavşanların böbrek hücrelerindeki ani sapmaların artmasına sebebiyet vermemiştir. Her iki formül de %0.1-%0.5 oranlarında metabolik aktivasyonun hem varlığında hem de yokluğunda Salmonella typhimurium TA98 ve TA100’daki mutajenik harekete neden olmamıştır. Buradan şu sonuca varabiliriz: Hümik asitler mutajenik değildirler. Hümik asitlerin 15 dakika ve 1200C’da ısıl işleme tabi tutulması mutajenler üzerindeki engellyici etkilerini değiştirmedikleri rapor etmişlerdir.
Kansere sebebiyet verip vermediği üzerine herhangi bir çalışma yapılmamıştır. Böyle bir veriye ihtiyaç duyulmamasının sebebi ise kullanılan bileşiklerin uzun dönem uygulamalarında karserojene potansiyellik göstermemeleri ve yine kullanılan test yöntemlerinde mutajenik harekete neden olmamasıdır. Kalıntı çalışmalarında domuzlara ağızdan 30 gün boyunca 500 ve 2000 mg/kg ca/gün konsantre humik asit (16:1 oranında) verilmiştir. Aynı karışım koyunlara 1000 ila 2000 mg/kg ca/gün olarak verilmiştir. Çalışmalar neticesinde fotometrik metotla herhangi bir humik asite kan plazmasında, karaciğerde, kaslarda ve böbrekte rastlanmamıştır. Fakat analitik metotların yetersizliği nedeni ile sonuçlar sınırlı bir anlam taşımaktadır. Laub Biochem tarafından yapılan bir başka toksisite çalışmasında toplam güvenlik seviyesi 50 mg/kg ca seviyesine kadar çıkmıştır. Tavukların besi rasyonlarına verilen humatlar belirlenemeyen ölümleri %3 ila % 5 oranında azaltmıştır. İneklerin yemine verilen humatların süt kimyasında herhangi bir değişikliğe neden olmadığı gözlenmiştir.
Hümik asitlerin 20-2000 ppm aralığındaki konsantrasyonlarının oldukça etkili olduğu gözlenmiş ve bu miktarın hiçbir şekilde sitotoksik olmadığı anlaşılmıştır. Hümik asitler geniş bir alanda antiviral hareket göstermektedirler. Hümik asitler zehirli olmayan maddelerdir. Doğal olarak oluşan hümik asitlerin zehirliliği oldukça azdır. İltihaplanmaya veya enfeksiyonlara sebebiyet veren durumları bertaraf eden maddelerin özelliğini gösteren hümik asitler uzun bir süre “koca karı” ilacı olarak birçok sağlık probleminin tedavisinde kullanılmıştır. Prof. Laub “hümik asitlerin geliştirilmiş ilk, doğru ve en geniş alanda antiviral maddeler olduğunu” söylemektedir. Laub’ın çalışmaları Koksaki A9, HSV-1, HSV-2, HIV gibi enfeksiyonlarda olmuştur. İlaçların yanı sıra, hümik asitler kan ürünlerinin virüslerden uzaklaştırılmasında kullanılabilmektedir.
Hümik asitler anti-mikrobiyal özellikler göstermektedirler. Doğal hümik asitler sentetikleri kadar C. albicans, Ent. cloacae, Prot. vulgaris, Ps. aeruginosa, S. typhimurium, St. aureus, St. epidermidis, Str. Pyogenes gibi türlere karşı önleyici bir durum sergilemişlerdir. Aynı zamanda hümik asitler anti-viral özellikler de göstermektedirler. Özellikle retroviruslere karşı oldukça etkilidir. Ayrıca koksaki virüs A9 , HSV-tip 1, HSV-tip 2, HIV, grip virüsü tip A ve grip virüsü tip B türü virütik patojenler hümik asitlerin oldukça etkilediği türlerdir. Hümik asitlerin enzimatik sentezi ile enzimatik olmayan sentezi arasındaki kıyaslama şu neticeyi göstermiştir; enzimatik sentezli hümik asitler enzimatik olmayanlardan on kat daha etkili biçimde HSV Tip 1 ve Tip 2’yi tedavi etmiştir. Hümik asitler ayrıca hücre bağışıklığını uyarmaktadırlar. İnsan papilloma virüsü-HPV’yi önlediği tespit edilmiştir. Hümik asitler rahim ağzı iltihabına (cervicitis) şifa olmuştur. Hümik asitler tarafından “heparin” türü bir hareket gösterilmektedir. Ayrıca hümik asitler “östrojen”e benzer hareket sergilemektedirler. Bu durum, onların rahim kanseri kontrolünde fonksiyonlarının etkili olduklarını hayvanlar üzerinde yapılan çalışmalarda göstermişlerdir.
Hümik asitler dahil anti-viral maddelerin sitotoksik etkileri biyolojik ve biyokimyasal test metotları ile değerlendirilmiştir. Doğal olarak oluşan humik asitlerin insan dış yüzeyine ait kan lökositleri için hücre zehirlemesi 1-9 mg/ml dozda gerçekleşmemiştir. Buna ilaveten MT-2 hücreleri için hidrokuinondan hazırlanmış sentetik bir humik asit yaklaşık 600 mg/ml dozda uygulanmıştır. Doğal olarak oluşan toprak maddelerinden damıtılan humik asitlerden elde edilen ilaçların hem karserojene hem de mutasyona neden olmadıkları tespit edilmiştir. Hümik asitlerin doğum öncesi, embriyotoksik ve teratojenik etkileri günlük 5-50 mg/kg ca doz seviyelerinde gözlenmiş ve olumsuz bir neticeye rastlanmamıştır.
Hümik asitlerin anti-viral mekanizması virüslerin hücreye hücumunu ve transkripsiyon ile transkripsiyon öncesi hazırlıkların bloklaşmasını önlemekle gerçekleşmektedir. Hümik asitler virütik zarfların üzerine açıktan yapışmaktadırlar; örneğin, HIV gp120 gibi. Ayrıca, humik asitler hücresel reseptörlere virüslerin ileri boyutta yapışmasına mani olmaktadırlar. Humat bileşikleri, HIV-1 enfeksiyonun meydana gelişimini güçlü bir şekilde engelleyen, ihmal edilebilir zehirliliğe sahip, bağışıklık hücresi koruyucu etkileri olan, topraktan ayrıştırılan ve hümik asitlerden doğal olarak oluşan maddelerdir. Sentetik humatlar doğal benzerleri kadar suda çözülebilir amorf katılardır. Yaşayan organizmaların dışındaki yapay ortamda sentetik humatlar ve doğal bir benzeri 25 mg/ml konsantrasyonda hücre zehirlemesi yapmadan HIV-1’i tamamen engellemiştir. Aynı çalışmada karşılaştırma bakımından AZT, HIV-1’i 60 mg/ml konsantrasyonda dikkate değer hücre zehirlenmesi ile önlemiştir. Sentetik humatlar ve doğal bir benzeri olan hümik asit, enfeksiyona uğramış T hücreleri limfoma’da ve monosit hücre hatlarında HIV-1’i etkili bir şekilde engellediği tespit edilmiştir.
Hümik maddeler insanlar için bilinen en ince elektrolittir. Bu elektrolitlerin hayatın tüm aşamalarında canlılığı onarma kabiliyeti vardır. Elektrolit potansiyelimiz kaybolduğu zaman enerjimizi ve sağlığımızı geri getirir. Esasında bu elektrolit kaybı neden yaşlandığımızın ana nedenidir. Fakat, hümik maddeler hem elektron alıcı hem de verici olduklarından elektrokimyasal dengeyi sağlamaktadır. Hümik maddeler diğer anti-aging ürünlere takviye olarak kullanılmakta ve onların etkilerini de arttırmaktadır. Ayrıca, hümik maddeler yaşlanmanın yan etkilerini ve belirtilerini tedavi etmekte veya geciktirmektedir. Hümik maddelerin en heyecan verici özelliklerinden biri de bağışıklık sistemini oldukça güçlendirmesi, düzenlemesi ve çok yaygın alanda etkilemesidir.
Birçok bilim adamı hümik asitleri ideal sağlığın elde edilmesindeki “kaybolmuş bağ” olarak ifade etmişlerdir. Hümik asitlerin birçok değişik alanda uygulanması nedeni ile “alamet-i fârika” olarak nasıl iş gördüğünü anlatmak bir hayli zor meseledir. Fakat, birçok kapsamlı bilimsel çalışma hümik maddelerin gücünü ispatlamıştır.
Bilim adamları hümik maddelerin canlı organizmaların geçmişteki yapılarından gelen DNA’larının küçük parçacıklarından daha farklı bir şey olmadığını keşfetmişlerdir. Diğer bir deyişle, hümik maddeler hayata anlam, enerji, sağlık ve dünya ile onun içinde yaşayan canlı türlerine yenilik vermesi bakımından ‘tabiatın sütü’dür. Bu ‘süt’ sağlık ve tıp tarihindeki en önemli buluşlardan biri olmaktadır.
Referanslar
-
Rick Aluise, Health and Vitality, Vital-Earth Minerals, Grand Junction, CO.